21 Kasım 2011 Pazartesi

MELATONİN HORMONUNUN BEYİN TÜMÖRÜNDE FAYDALARI


MELATONİN NEDİR FAYDALARI VE EKSİKLİĞİ
Melatonin Nedir:
Beyindeki epifiz bezinden özellikle geceleri karanlık ortamda salgılanan bir hormon olan melatonin normal vücut ritimlerini korumada büyük önem taşır. Melatonin üretimi yaşla birlikte düşer.
Yeterli bir melatonin salınımı için, karanlık ortamda uyunması gerekir. Melatonin her zaman karanlıkta sentezlenir ve kana salgılanır. Karanlık periyoda ne zaman girilirse o zaman üretilmeye başlanır ve de karanlık sürdükçe üretimi devam eder.
Melatonin üretimi, gecenin uzunluğuyla ilgilidir, gece ne kadar uzarsa üretim de o kadar uzar. Melatonin üretimi kışın artar, yazın ise azalır.
Melatonin Faydaları:
* Vücudun biyolojik saatini ve ritmini ayarlar.
* Hücre yenileyici ve bağışıklık sistemini düzenleyici etkisi vardır.
* Bilinen en güçlü antioksidanlardan biridir.
* Melatoninin bağışıklık sistemini olumlu etkileyerek ve stresi azaltarak yaşam süresini artırdığına yönelik tespitler vardır.
* Melatoninin kanser engelleyici bir ajan olduğuyla ilgili çok sayıda bilimsel araştırma bulunmaktadır. Melatoninin birçok tümör tipinde büyümeyi sınırlandırdığı tespit edilmiştir.
* Tedavi edici dozlarda verildiğinde melatonin direkt olarak tümör hücrelerini öldürücü etkiye sahip olduğu belirtilmektedir.
* Depresyonda melatonin seviyesi düşük, kortizol seviyesi yüksek bulunmuştur.
      Melatonin ve Serotonin hormonu :
Melatonin uyku sırasında beyinin orta alt kısmında yerleşik epifiz bezinden (kozalaksı bez) salgılanan bir hormondur. Akşam olup karanlık çökünce, ilerleyen gece ile birlikte önüne geçilmez bir yorgunluk ve kapanan gözler bizi yatağımıza sürükler. Bu uyuma ihtiyacını ve hissini meydana getiren melatonin hormonudur. Ortalık aydınlanınca içimizdeki saat bizi uyandırır. Mutluluk hormonu da denen serotonin güne büyük bir enerji ile başlamamızı sağlar. Tüm yorgunlukları atmış, dinç, yeniden doğmuş gibi güne başlarız. Melatonin uykusuzluğu düzeltir, bağışıklık sistemini güçlendirir, katarakt tehlikesini azaltır, hatta ortadan kaldırır, zihni kuvvetlendirir, “jet lag” sorununu önler ve genel olarak da daha iyi yaşamamızı sağlar. Yetersizliği erken yaşlanma, Alzheimer hastalığı, çeşitli kanserler ve diğer hastalıkların gelişmesinde önemli bir unsurdur. Bugün birçok araştırmacı , melatoninin doğal bir anti-aging hormonu olduğundan kuşkulanmaktadır. Ancak, melatonin üretimi yaşla birlikte çarpıcı şekilde düşer. Bu nedenle dışarıdan alınması gerekebilir. Melatoninin sentetik formları, üç miligram kuvvetinde tablet veya kapsül şeklinde piyasada bulunmaktadır.

KARANLILKTA UYUYUN, KANSERDEN KORUNUN

Çocuğunuz karanlıktan korkuyorsa ve yatarken ışığın kapanmasını istemiyorsa, “Ne olacak canım, ışıklar açık uyuyuversin” demeyin. Çünkü sağlıklı bir vücuda sahip olmada rol oynayan ve kanserden koruyan melatonin hormonu ancak karanlıkta salgılanıyor.

Melatonin vücudun biyolojik saatini koruyup, doğal ritmini ayarlayan önemli bir hormon. Bu hormonun ancak gece insanların uyuduğu saatlerde ve karanlıkta salgılanabildiğini söyleyen Memorial Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş melatonin hormonunun kişiyi çeşitli hastalıklara karşı korumasının yanı sıra kansere karşı da kalkan görevi yaptığını söylüyor.

Dr. Abdullah Özkardeş, melatonin hormonunun özellikleri ve sağlık üzerindeki etkileri hakkında şu bilgileri veriyor:

İnsanlar, enlem ve mevsim şartlarına göre ortalama 12 saat aydınlık ve 12 saat karanlık gün düzenine adapte olmuştur. Gece yapay ışık kullanma yeteneği, ateşin keşfi ile birlikte 250 bin yıl önce başlar. Kandillerle 5 bin yıl önce tanışılmıştır. Sokaklar gaz ışıkları ile 1700’lü yıllarda aydınlatılmaya başlanmıştır. Son 120 yılda elektriğin keşfiyle, yapay aydınlatma bugünkü boyutlarına ulaşmıştır.

Işığın insan fizyolojisi ve davranışları üzerine geniş etkileri vardır. Uygunsuz bir zamanlama ile insan fizyolojisini değiştirebilir. Işığın tetiklediği bozulmalara bir örnek; günlük vücut organizasyonlarının etkilenmesidir. (Hormonların üretim ritminin değişmesi gibi) Işık ve karanlığa maruz kalma saatlerindeki değişiklikler, vücut organizasyonlarının zamanlamalarında kaymalara neden olabilir. İnsanın içindeki ritimlerin, dış çevreyle uyumu kaybolabilir. Uyku ve uyanık kalma saatlerinde etkilenme olabilir. Ayrıca ışık; nöroendokrin sistemleri akut bir şekilde etkiler, melatonin üretimini azaltır, kortizol üretimini artırır.



IŞIK, MELATONİN ÜRETİMİNE ENGEL OLUYOR

Melatonin, beyindeki epifiz bezinden özellikle geceleri karanlık ortamda salgılanan bir hormondur. Triptofan isimli bir maddeden elde edilir. Hormonun temel görevi, vücudun biyolojik saatini ve ritmini ayarlamaktır. Melatonin üretimi, gecenin uzunluğu ile ilgilidir, gece ne kadar uzarsa, üretim de o denli uzar. Karanlık fazın başlangıcında veya sonundaki ışık, melatonin üretimine engel olur. Işık kısa süreli de olsa yeterli şiddette ise, melatonin salınımını baskılar. Günlerin kısa olduğu kış mevsiminde melatonin üretimi artar, yaz günleri ise azalır. Uykusuz kalmak, melatonin üretimini etkilemez.

DEPRESYONDA KORTİZOL YÜKSELİR MELATONİN AZALIR

Depresyon hastalığında kortizol seviyesi yüksek, melatonin seviyesi düşük bulunmuştur. Birçok depresyon ilacı, etkilediği beyin kimyasal maddeleri aracılığı ile melatonin salgılanmasını artırır. Melatonin seviyesindeki artış ve tedaviden faydalanma arasında paralellik kurulabilmektedir.

Melatoninin bağışıklık sistemini olumlu etkileyerek ve stresi azaltarak yaşam süresini artırdığına ve yaşlanma bulgularını azalttığına dair yapılmış çalışmalar vardır. Melotonin, başta kanser olmak üzere hastalıklar üzerinde baskılayıcı etki yapıyor. Gece çalışan kadınlarda meme kanseri gelişimi çok daha fazla olmaktadır. Melatonin ve kanser ilişkisi için birçok çalışma yapılmıştır. Melatoninin kanser engelleyici bir ajan olduğuna dair çok sayıda bilimsel araştırma yapılmıştır. Deneysel olarak melatoninin birçok tümör tipinde büyümeyi sınırlandırdığı gözlenmiştir. Melatonin, deneysel meme tümörlerinde baskılayıcı bir rol oynamaktadır.

Melatonin, tedavi edici dozlarda verildiğinde direkt olarak tümör hücrelerini öldürücü etkiye sahiptir. Gece çalışan bayanlarda geceleri aydınlık nedeniyle melatonin salgılanması azaldığı için, gündüz çalışan bayanlar göre meme kanseri gelişimi oldukça fazla bulunmuştur. Gece çalışılan yerlerde, karanlık ortamların aydınlatılması ve bu nedenle melatonin düzeyinin baskılanması ile kanser riski artmaktadır.

DAHA FAZLA MELATONİN İÇİN

Düzenli ve yeterli bir melatonin salınımı için, karanlık ortamda uyumak gerekmektedir. Eğer kullanılıyorsa gece lambaları solgun kırmızı ışık vermelidir. Televizyon karşısında uyuklama yapılırsa, televizyon kapatılmalıdır. Düzenli ve yeterli bir uyku düzeni oluşturulmalıdır. Aynı saatlerde yatıp kalkmaya özen gösterilmelidir. Gece çalışmaları mümkünse gündüze kaydırılmalıdır.
 












19 Kasım 2011 Cumartesi

İyki Doğdun İyki Varsin..

  Sevgili tumorlesavas.blogspot okurlari,bugun hayattaki mucadelesiyle savasci ruhuyla ve hic bitmek tukenmek bilmeyen enerjisini bizlerle paylasan sevgili yazarimiz İlknur Tanrikulu`nun dogumgunu.Sevenleriyle birlikte nice mutlu senelere diler,hayatin ona ve ailesine sağlık,mutluluk ve basari getirmesini diliyoruz.
   TUMORLESAVAS
M.DAĞLI

17 Kasım 2011 Perşembe

Diffüz Astrositom (WHO Grade II)


  Hatalı olarak iyi-diferansiye, düflük grade’li, diffüz, grade II veya basitçe astrositom olarak adlandırılan bu yavasca büyüyen tümör, anaplastik astrositom ve glioblastoma dogru regüler malign progresyon göstermektedir.Sık sık bildirilmis 5-10 yıllık sagkalım sürelerine ragmen,hastalar arasında sagkalım açısından genis bireysel farklılıklar bulunmaktadır.Tanı anında mediyan yafl yaklaflık olarak 35’dir ve genç hastalar yaslı hastalara göre oldukça iyi bir prognoza sahiptir. Radyografik olarak, bu tümörler sınırları tam olarak belirlenemeyen, büyümeyen serebral kitlelerdir. Diffüz astrositomların çok daha küçük bir oranı spinal kordda, serebellumda ve beyin sapında görülür. Beyin sapı gliomları özel bir yere sahiptir, çünkü bu tümörler tipik olarak çocukluk çagında ortaya çıkar, ponsu geniflletir ve histolojik grade’den bagımsız olarak üniform ve kötü bir prognoza sahiptir.Gros olarak, diffüz astrositomlar SSS parankimini degisen derecelerde geniflleten, ancak genel olarak anatomiyi minimal bozan, iyi sınırlı olmayan tümörlerdir. Diffüz infiltratif dogası ve genellikle solid kitle olusturmaması, tümörün büyük kısmının çıplak gözle (veya radyografik olarak) görünmemesine yol açabilir (yani, mikroskopik hastalıktır). Ayrıca, bu infiltratif büyüme flekli tedaviyi zorlasltırmaktadır, çünkü mikroskopik hastalık odaklarının fokal cerrahi ve fokal radyasyon gibi tedaviler ile yeterli tedavisi mümkün olmamaktadır. Özellikle multiplelobları ve hatta beyin sapını (gliomtozis 
cerebri
) içeren yaygın infiltrasyon nadirdir ve histolojik grade’den bagımsız olarak kötü bir prognoz egilimine sahiptir.Mikroskobik olarak, selülaritede hafif dereceden orta dereceye kadar degisen bir artısı vardır ve primer olarak reaktif astrositozdan ayrımı sitolojik atipinin bulunmasına dayanır. Diffüz astrositom hücreleri fibriler, gemistositik ve protoplazmik tipleri içeren degisiklik morfolojilerde olabilir. Fibriler morfoloji en yaygın olanıdır, ya görülebilir sitoplazmik uzantılar veya düzensiz, uzamıs “çıplak” görünüslu hiperkromatik nükleuslardan oluflan bir zemin göstermektedir

    (bkz. fiekil 56B-4). GFAP immün boyanmaları sitoplazmik uzantıları ortaya koyar, bununla birlikte ne kesin olarak spesifiktir ne de duyarlıdır, çünkü (1) baz› astrositomlar minimal GFAP-pozitif sitoplazma içerirler, (2) non-neoplastik astrositik elemanların da boyanmasına veya genel olarak zeminin yüksek derecede reaksiyon vermesine baglı olarak degerlendirme yapmak zor olabilir ve (3) diger gliomlar da GFAP immünoreaktivitesi gösterir. Tanım olarak, grade-II astrositomlar mitotik aktivite, mikrovasküler proliferasyon ve nekroz göstermez. Yard›mc› MIB–1 (Ki–67) boyaması genellikle düflük bir proliferatif indeksi gösterir.Kromozom 17p kayıpları ve
TP53 mutasyonlar› diffüz astrositomlarda yaygın moleküler genetik olaylardır, olguların yaklasık olarak yarısında görülür (Louis, 2006). Gen mutasyonu ile birlikte olanlar genellikle p53 proteini için kuvvetli nükleer immün boyanma gösterir, bununla birlikte proteinin diger mekanizmalar ile dengelenebilmesi nedeniyle bu iliski mükemmel degildir ve birçok immünopozitif olguda TP53 mutasyonlar› bulunmaz. Glioblastoma ilerleyen çogu olgu (sekonder glioblastom) tipik olarak TP53 mutasyonu kanıtı gösterir ve ek olarak da TP53 gen mutasyonlar› veya mutasyonlu tümör hücrelerinin klonal genifllemesini de gösterebilir(öte yandan, de novo veya primer, glioblastomlar nadiren bu gibi mutasyonları gösterir). Diger yaygın degisimler içinde, astrositomlarda tüm grade’lerde trombosit kökenli büyüme faktörü (“platelet derived growth factor”) reseptörü-α aflırı ekspresyonu ve kromozom 22 kayıpları yer alır. Bu olaylardan baflka, bu düflük-grade’li gliomlardaki en erken degisiklikler, progenitör hücreleri veya transformasyonun etiyolojisi hakkında çok az fley bilinmektedir. Bir hasta diffüz astrositom flüphesi ile klinige geldiginde, tümörün yıllardır büyümekte oldugu düsünülebilir.

Primer Nöropitelyal Tümörler


   Primer nöroepitelyal tümörler, sinir sisteminin primer hücrelerinden
(yani, gliadan, nöronlardan veya bunlarin prekürsörlerinden) ortaya çıkan sinir sistemi neoplazmlaridir. Gliomlar hem klinik hemde patolojik yönden nöroepitelyal tümörlerin en genifl ve en heterojen grubunu meydana getirir. Tarihsel olarak astrotisom terimi yaygın kullanim görmüstür, ancak klinik önemi olan dört primer tipi vardır: Diffüz astrositom, pilositik astrositom, pleomorfik ksantoastrositom (PXA) ve subependimal dev hücreli astrositom. Her biri ayrı topografiye, histolojiye ve geliflim öyküsüne sahiptir. Diffüz astrositom (grade II), anaplastik astrositom (grade III) ve glioblastom (grade IV), diffüz olarak infiltrasyon oluflturan astrositomlar olarak devamlılık gösteren bir malignite formu olufltururlar, halbuki astrositomun diger formları ayrı antiteler olarak dederlendirilir. Nöro-onkolojide diffüz gliom terimi, klinik, radyografik ve histolojik özellikleri üstüste binen tüm infiltratif gliomları, astrositomları, oligodendrogliomları ve mikst oligoastrositomlar› (grade II-IV) içine alacak sekilde yaygın olarak kullanılmaktadır.
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                              

16 Kasım 2011 Çarşamba

Savaşa Devam..

    Yalçının nöbetleri önce yuzun sag yarının uyusması ıle baslayıp vucudunun yarı sağını kaplamasıyla devam eden akabinde cenenın yukarı dodru hızla carpasıyla vucudun tamamının kasılması ve ıstem dısı refleks harekatlerıyle siddetlenmeye baslamıstı.Bu gıbı sıddetlı nobetlerı ortalama 3 ile 5 dk.buluyordu.gunden gunede nöbet sayımız artmaya baslamıstı.Ben ters gıden bırseylerın oldugunu 3 er aylık mr.sonuclarımızın amelıyat sonrasında stabil kalbası bile rahatlatmadıgını her defasında vurguluyordum.Gene inatcı ve hastalıgınamı yoksa benım her defasında endıselerımın haklı cıkmasının verdıgı etkıye tepkımıydı bılemem.Ama cıkan sonuc haytın ona verdıgı normal yasam luxlugunden gıderek kopmasıydı.
      Allahım ne yapmam gerekıyosa yaptım sımdı sırada ne yapmam gerekıyodu?Çocuklarımın endiselerı önceleri babalarının nöbetlerınde feryat figanlarının yerıne artık babalarının nöbet esnasında temız havaya cıkmasına yardımcı olmalarına ve kitap,dergi ne buldularsa ellerıne alıp babalarının yüzüne dogru yelleme metoduyla ona oksijen sağlamalarına bırakmıstı.Bu sürecte yasadıklarımdan cıkarmıstım bu metodu :Temiz hava olan ortam saglamak yelleme metoduylada yüzüne dogru hava akımı saglamak ve esıme hep sunu tekrar ederdım burnunda nefes al agzından vermeye calıs.İnanın kı bu buldugum metodla nöbetlerımızın suresı kısalmıstı takrıben 2 ile 4 dk düstu.
    Ve yapmam gereken son nokta  bu savastan yalnız basa cıkamıcam endısesıyle Yalcının fenomen derecesınde bagımlı oldugu babasını devreya sokmaktı.Ailesıde artık gıden ters bırseylerın oldugunu fak edıp NECMETTİN PAMİR'e götürdüler.Zaten ters gıden olay ANAPLASTIK ASTROSITOM GRDIII olan bır hastanın radyoterapı almamasıydı .Ve bu sıze bahsettıgım surec 2009 agostos dan 2011 subat..Bunu benım söylememın degıstıremedıgını NECMETTİN PAMIR tedavısını bu yonde karar vermesıyle artık haklı cıkmanın verdıgı bıkkınlıkla ve yorgunluka tedaviye istanbul dönusu start verıldı.Sunuda vurgulamak isterım Yalcın'ın babası tedavının NECMETTIN PAMIR gözetım altında ACIBADEM'de yapılması taraftarıydı.Çünkü o bir babaydı evladı gıdıyordu ellerının arasından .O dönem ıçın yasadıgı tramvanın etkısyle bır AMERİKA diyor bır ACIBADEM baska ne yapabılırdı kı?Belkı yaradan ona bır mucıze tanısa buna cok emınım tek yapıcagı sey zamanı gerıye alması olucaktır.Hayatta hep inadıyla kaybetmeye mahkum olan oglunu en azından oda bende omuz omuza verıp ınat ettıgı GAZİ YASARGILE götururduk .Mehmet Tanrıkulu icin zor degıldı bu hem hemserısı olan hemde dünyanın önunde egıldı sapka cıkarttıgı beyının pıccasosu na cocugunu emanet edıcektı........
       Sevgili dayım, sana söz vermıstım arkama bakmıcam dıye ama bak olmuyor ıste.O arka pesımı bırakmıyor benı bugunlere getırdı  bunları yazarken  gözlerımden dökülen.....Ama en azında sana verdıgım sozu soyle tutayım yasanan olumsuzlukları gormemeye calısarak olurmu?Buda insanlara hayat felsefesı olsun dayımın bana asılamak ıstedıgı felsefe:HAYATTA YASADIGIN OLUMSUZLUKLARA ARKANI DONEREK BAKARSAN ÖNÜNÜ GÖREMEZ TAKILIR DÜŞERSİN....M.A.D.

Radyoterapi-2 ve Yan Etkileri

Radyoterapi:


 Radyoterapi, güçlü radyoaktif ışınlar yardımıyla kanser hücrelerinin hasara uğratılması ve büyümesinin durdurulmasıdır. Bu tedavi, beyin tümörlerinde cerrahinin yerine kullanılmaz. Genellikle cerrahi sonrasında kalan tümör dokusunun tedavisi için veya cerrahi yapılamıyorsa kullanılır.  Radyoterapi, iki yolla verilir:


Eksternal radyoterapi”: Büyük cihazlar yardımıyla dışardan verilen ışın tedavisidir. Haftada 5 gün olmak üzere 5-6 hafta verilir. Tedavi şeması, tümörün tipi ve çapına ve hastalığın yerleşim yerine bağlıdır.


İmplant radyoterapi”: Tümörün içine direkt olarak, radyoaktif madde konularak yapılan tedavidir. İmplant kısa süre için ya da kalıcı olarak beyinde bırakılır. İmplant, hergün bir miktar ışın vermek yoluyla tedavi eder.


Steriotaksik radyoterapi” özellikle küçük ve derinde yerleşmiş tümörlerde uygulanan bir yöntemdir. Tümörün yeri, CT veya MR ile tespit edildikten sonra farklı açılarla ve çok sayıda ışın verilerek bir kerede yüksek doz verilerek yapılan tedavi şeklidir.



TEDAVİNİN YAN ETKİLERİ


 Radyoterapi hem kanserli hem de normal hücreleri etkiler. Haftada 5 gün verilen radyasyon şeması, hafta sonunda sağlıklı hücrelerin kendisini tamir etmesine izin verir. Yan etkilerin çoğu, tedaviden hemen sonra görülür, bazı yan etkiler ise tedaviden uzun süre sonra ortaya çıkar. Bazı hastalarda, tedaviden sonraki birkaç saat içinde bulantı, yorgunluk olabilir. Böyle durumlarda hastaların istirahati gerekir. Günlük yaşamda ise mümkün olduğunca aktif olunmalıdır.


Radyoterapi, bazen kalıcı olabilen saç dökülmesine yol açabilir. Işın bölgesindeki deride, kırmızılık, kuruluk ve pullanma olabilir. Tedavi alanı, hava ile temas etmeli ancak güneşten korunmalıdır. Başı rahatsız eden giysilerden kaçınmalıdır. Tedavi cildine, doktora sormadan herhangi bir losyon ya da krem sürülmemelidir.


Radyoterapi ile ölen tümör hücreleri bazen beyinde kitle oluşturarak başağrısı, nöbet gibi belirtilere yol açabilir. Radyoterapiden 4-8 hafta sonra uykuya eğilim ve iştah kaybı olabilir. Bu belirtiler genellikle birkaç hafta içinde kaybolur. Belirtiler devam ederse doktora haber verilmelidir.
Kanser tedavisine radyoterapi

Kanser tedavisine radyoterapi

Radyoterapi tedavisinde iyi beslenmek ve dinlenmek şart!

- Radyoterapi tedavisi birçok hastanın kafasında soru işaretleri yaratabiliyor. Ancak sanılanın aksine radyoterapinin yan etkileri az, sağladığı yararlar ise çok fazla. Hastaların bazı küçük noktalara dikkat etmesiyle radyoterapi tedavisinin başarı oranı da artıyor.



Radyoterapi, radyasyonla tedavi anlamına geliyor. 100 yıl önce radyoaktif ışınların keşfinden bu yana radyasyon, tıpta tanı ve tedavi amacıyla, giderek yaygınlaşarak kullanılıyor. Radyoterapi kanserli hastaların tedavisinde en etkili yöntemlerden biri. Bu tedavi tek başına yapılabileceği gibi, ameliyat öncesi, sonrası ya da kemoterapi ile birlikte de uygulanabiliyor. Radyasyonun tehlikeleri hakkındaki yaygın endişelere karşın günümüzde radyoterapi ile kanser vakalarının tedavisinde önemli başarılar elde ediliyor. Radyoterapi konusunda yaşanan en büyük endişe radyasyonun sağlam dokulara da zarar vermesi yönünde. Oysa yeni teknolojilerle sağlam dokuları korumak mümkün.

Acıbadem Hastanesi Kozyatağı Radyasyon Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Melahat Garipağaoğlu radyoterapiyle ilgili şunları söylüyor: “Radyoterapide tümörlere tedavi amacıyla yüksek enerjili ışın uygulanıyor. Radyoterapi, kanserli hücrelerin büyümesini, üremesini engelleniyor ve normal dokulara yayılmasını önlüyor. Çoğu durumda, radyasyon tedavisi tümörü tam olarak yok edebiliyor”

Acıbadem Hastanesi “Radyoterapi Merkezi” uzmanları pek çok kanser hastasının kafasına takılan sorulara yanıt veriyor.

Radyoterapi nedir ve nasıl uygulanır?

Tümörlere tedavi amacıyla yüksek enerjili ışın uygulanması olan radyoterapi kanser tedavisinde kullanılan en etkin tedavilerden biri olarak kabul ediliyor. Yalnızca kanserli tümörlere değil bazen kanser olmayan iyi huylu tümörlere de uygulanabiliyor. Kanserli hücrelerin büyümesini, üremesini engelleyerek ve normal dokulara yayılmasını önlüyor. Radyoterapi bazen kemoterapi ile birlikte, bazı hastalarda cerrahi müdahale öncesi tümörü küçültmek amacıyla, bazı hastalarda ise cerrahiden sonra kalan kanser hücrelerini yok etmek için kullanılıyor.

Radyoterapi alacak hastalar için “Üç boyutlu radyoterapi” ve “klasik radyoterapinin” farkı nedir?

Radyoterapide temel amaç, sağlıklı dokuları olabildiğince koruyarak, tümör ve hedef dokularda radyasyon dozunun artırılmasını sağlamak. Son 10 yılda gelişen radyoterapi teknikleriyle tümör ve hedef dokularda radyasyon dozunun arttırılmasıyla tedavide de başarı oranının arttığı gözleniyor. Üç boyutlu radyoterapi tekniğiyle tümör ve hedef dokulara seçici olarak yüksek doz ışın vererek hastalık tedavi edilirken normal sağlıklı dokuların maruz kaldığı radyasyon dozunun hasar görülmeyecek düzeye azaltılması sağlanıyor. Klasik radyoterapiye oranla baş- boyun kanserleri, beyin tümörleri, meme kanserleri, prostat kanserleri, pankreas kanserleri gibi bir çok kanser tipinde tedavi başarısını arttırıyor ve yan etkilerini azaltıyor.

Tedavi planlanması nasıl yapılır?

Planlamanın önemli bir kısmı simülatör olarak adlandırılan bir cihaz yardımıyla yapılıyor. Bu cihazda tedavi edilecek alanlar belirleniyor. Hastalığın özelliğine göre uygulanacak bazı işlemler farklılık gösteriyor. Tedavi sırasında, hastalık bulunmayan normal dokuları ve organları korumak amacıyla özel bloklar kullanılıyor. Tedavi cihazları güvenli olup sadece çizimle belirlenen alana planlanan radyasyon uygulanıyor.

Tedavi süreci ne kadar sürer?

Hastalığa göre değişmekle birlikte, radyasyon tedavisi genellikle birkaç hafta süresince ve haftada 5 gün veriliyor.

Radyoterapi gören hastalar için önerileriniz nelerdir?

Tedavi süresince sağlığa özel bir önem göstermek gerekiyor. Dikkat edilmesi gereken üç önemli nokta var:

* Beslenme:

Dengeli beslenme tedaviye bağlı oluşabilecek halsizlik gibi yan etkileri azaltıyor. Yüksek proteinli besinlerin tercih edilmesinde yara var. Et, yoğurt, baklagiller, yumurta, süt, balık en değerli proteinli yiyecek kaynağı arasında yer alıyor.

* Dinlenme:

Radyasyon tedavisi sırasında normal yaşantıyı mümkün olduğunca devam ettirilmeli. Ancak hastaların dinlenmeye özen göstermesi gerekiyor.

* İlaçlar:

Hastaların sürekli olarak kullandığı ilaçlar varsa doktor bu konuda bilgilendirilmeli.

Radyoterapinin en sık görülen yan etkileri nelerdir?

Radyoterapinin yan etkileri uygulandığı organ ve dokulara göre değişiyor. Bununla birlikte en sık iştahsızlık, bulantı yan etkileri görülüyor. Radyoterapi sırasında görülen yan etkilerin çoğu tedavi bitiminden kısa bir süre sonra tamamen kayboluyor ya da çok azalıyor. Sanılanın aksine radyoterapi ağrı vermeyen bir işlem. Çevredeki insanlara ışın yaymak gibi bir durum söz konusu değil. Başa ya da omuz bölgesine radyasyon uygulanmadıkça saç kaybı görülmüyor.Tedavi süresince normal hayatın sürdürülmesinde bir sakınca yok.

Radyoterapi tedavisi her hastaya uygulanabilir mi?

Radyoterapi tedavisinde en çok rastlanan sorunlardan biri fazla kilolu hastaların radyoterapi tedavisi uygulanması. Zayıf hastalar gibi kilolu hastalar da tedaviye alınabiliyor. Kilolu hastalarda sorun olan rahim, prostat, akciğer kanseri gibi türlerde de normal dokular korunarak tedavi uygulanabiliyor.

Radyoterapi-1

Beyin ve omurilik koruyucu bir zarla çevrilmiştir. Burada, beyin omurilik sıvısı mevcuttur. Beyin kafatası, omurilik de omurga ile korunmaya alınmıştır. Yani beyin omurilik, çevresindeki zar ve kemik bir bütün yapı oluşturur. Beyin sapı ile beyin omuriliğe bağlantı sağlar. Beyin ile omurilik arasındaki iletişim kafatasının arkasındaki bir delikle gerçekleşmektedir. Çok genel olarak beyin ön (frontal), yan (parietal, temporal) ve arka (oksipital) olarak bölümlere ayrılmıştır. Arka da beyincik vücudumuzun denge ve uyumundan sorumludur.
Beyin tümörü, hücrelerin anormalleşerek kontrolsüz çoğalması ve kitle halini alması ile gelişmektedir. Düzensiz büyüme ve gelişmesi sonucu, beyne baskı yapmaya, kafatası içinde basınç artışına ve bunun olumsuz bulgularına neden olmaktadır. Kalıtım, radyasyon, kimyasal faktörler ve çevre kirliliğinin önemli faktörler olduğu düşünülmesine rağmen, nedeni tam olarak ortaya konulamamıştır.
Beyin tümörünün tanı ve tedavisinde zorluklar olsa da; son yıllardaki hızlı teknolojik gelişmelere paralel olarak bu durumda aşılmaya başlanılmıştır. En sık görülen kanser türlerindendir. Beynin kendisinden (glial tümörler) ve çevresindeki zarında (menengiomalar) gelişmiş olanlar birincil beyin tümörleri, başka organlardan yayılımla (metastazlar) gelişmiş olanlar ise ikincil beyin tümörü olarak değerlendirilmektedir. İkincil tümörler daha sık görülmektedir. Bunların dışında sinirlerden gelişenler (nörinom) ve beyin damarlarından gelişenlerde ( hemangiomlar) vardır.
İyi huylu beyin tümörleri, yavaş büyüyen, tekrarlama olasılığı az olan, çoğunlukla çevrelerindeki dokulara yayılım gözlenmez. Çevre dokularla sınırları belirgindir. Bu durum tümörün cerrahisinde (çıkartılma işlemi) kolaylık sağlamaktadır. Total (tamamen) yada tama yakın çıkartılmaları büyük olasılık olduğu için operasyon sonrası, sonuçlarda yüz güldürücüdür. Ancak bazen iyi huylu tümörler beynin çok yaşamsal bölgelerine yerleşebilirler. Böyle bir durumda yerleşim özellikleri nedeni ile sonuçları iyi olmayabilir.
Kötü huylu beyin tümörleri, hızlı büyüyen, çevresindeki dokulara yayılım gösteren ve zarar veren tümörlerdir. Sınırlarının net olarak ayırımı yapılamaz. Operasyonla çoğunlukla tamamen alınamazlar. Yinede tümörün kitle etkisi azaltılmış olur. Cerrahinin yaşam süresi ve kalitesi üzerine olumlu etkisi vardır. Tekrarlama olasılıkları yüksektir. Postoperatif 5-6 aydan 5-6 yıla kadar yaşam şansı veren tipleri vardır.
Patolojik tanılarına göre bazı beyin tümörleri:
Astrositomlar; Yavaş büyürler, çevre dokulara yayılım gösterirler. Nispeten iyi huylu olanları çoçuk ve genç yetişkinde görülme eğilimindedir. Kötü huylu tipleri ise 40-60 yaşlarında daha sık görülmektedir. Genel olarak orta yaşta görülmektedir. Erkeklerde daha sık görülmektedir. Glioblastoma Multiforme, kötü huylu astrositom olarak değerlendirilebilmektedir. En yaygın beyin tümörlerindendir. Hızlı ilerleme göstermektedir. En sık 55-60 yaşlarında görülür. Epandimomalar ise çocuk ve gençlerde sık görülmektedir. Genellikle iyi sınırlı ve iyi huyludurlar. Çevre dokulara yayılım gösterebilir. Radyoterapiye duyarlıdırlar.Çoğu zamanErkeklerde ve arka kafa bölgesinde yerleşim sık görülür. Radyoterapiye yüksek duyarlılık gösterir. Cerrahiyi takiben uygulanmalıdır. Menengioma, yavaş büyüyen, iyi huylu tümörlerdir. Tam olarak çıkartılmaları ile şifa sağlanabilir. İyi bir cerrahi girişim en etkin tedavi şeklidir. 40-50 yaşlarında kadınlarda daha sık görülmektedir. Metastatik Tümörler, diğer yapılardaki tümörlerin beyne yayılımı ile oluşur ve kötü huyludurlar. En sık akciğer kanseri, meme kanseri ve malign melanomadır (deri kanseri). Hastaların çoğunluğunda çoklu yayılım görülür. Böyle durumlarda cerrahi risklidir. Radyoterapi önerilmektedir. Cerrahi ve sonrasında uygulanan radyoterapiden en olumlu sonuçlar alınmaktadır.
Baş ağrısı, bulantı ve kusma, kafa içi basıncının artmasına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Baş dönmesi ve sara nöbetleri de bu duruma eşlik edebilir. Bulantısız kusmalar, nabız yavaşlaması, görme bozuklukları, ruhsal değişmeler de bulunabilir.
Tümörün tuttuğu alana göre kuvvet kayıpları hatta felçler görülebilir. Reflekslerde ki değişikler dikkat çekicidir.
Beynin bölgelerine göre değişik bulgular ortaya çıkmaktadır. frontal bölgede oluşan tümörler kişilik değişikliklerine; parietal bölgedekiler konuşma bozukluklarına, oksipital bölgedekiler görme bozuklukları, temporal bölgedekiler koku, işitme bozukluklarına ve daha yoğun nöbetlere neden olurlar.
Baş ağrısı, sara nöbetleri, sık sık bayılmalar, kişilik değişiklikleri, şuur durumunda değişiklikler, kusma, adet düzensizliği, memeden süt gelmesi, görme bozukluğu(çift görme, bulanık görme, görmenin azalması vs), kollarda veya ayaklarda uyuşukluk, kuvvetsizlik hatta felç, denge bozukluluğu, yüz felci, işitme kaybı, koku duyusunda azalma, konuşma bozukluğu (Konuşama güçlüğü, yanlış kelime telafuzu), bazı yeteneklerde (matematiksel işlemler ve el yazısı vs.) bozulma gibi bulgular ortaya çıkar. Değişik şekillerde oluşan, ilaçla geçmeyen baş ağrıların da ve sara nöbeti geçirenler de dikkatli olmak ve doktora başvurmak gerekmektedir.
Beyin tümörleri tanısı, kan ve beyin-omurilik sıvısının incelenmesi, göz dibi muayenesi ve görüntüleme metotları ile konulur. EEG ve Direkt Grafiler de bazı durumlarda tanıda yardımcı olabilir. İleri görüntüleme yöntemleri olarak; Serabral angiografi, Bilgisayarlı Beyin Tomografisi (BBT), Magnetik Rezonans (MR), Positron Emission Tomography (PET) ve Single Photon Emission Computerized Tomography (SPECT) kullanılmaktadır. Rutin uygulamada en sık olarak BBT ve MR kullanılmaktadır.
Tümörün büyüme hızına bağlı olarak, bazen belirtilerin ortaya çıkması ve tanı konması ile tümörün büyümeye başlaması arasında uzunca bir süre geçmiş olabilir. Erken tanı, hastanın tedavisinin planlanması ve olumlu sonuçlara ulaşılması bakımından çok önemlidir. Gecikmiş ve büyük boyutlara ulaşmış bir tümörde tedavi zorlaşmaktadır. Hayati tehlike riski artmaktadır.
Tedavisinde, zorluklar olmasına rağmen, cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerinin tek başına ya da kombine kullanımı ile başarılı sonuçlara ulaşılabilmektedir. Cerrahi girişimin başarısını, tümörün histopatolojik tipi, yerleşim yeri ve büyüklüğü etkilemektedir. Beyin tümörlerinin tedavisinde mikro cerrahi uygulanmaktadır. Hızlı ve etkin bir şekilde, tümörün kendisinin ve etkisinin sona erdirilmesidir. Bazen çok riskli bölgelere yerleşen tümörlerde, cerrahi olarak tümörü tamamen çıkarmak mümkün olamayabilir. Cerrahi sonucunda tümörün histopatolojik tanısı net olarak konulabilir. Patolojik inceleme sonucunda kemoterapi ve radyoterapi destek tedavilerine başvurulabilir.
Kemoterapi, ilaç kullanarak uygulanan tedavi şeklidir.
Radyoterapi (ışın tedavisi), klasik tip, gammaknife ve cyberknife teknikleri olarak değişik şekillerde uygulanabilmektedir.
Bir beyin tümöründeki tedavi ve sonrası yaklaşım şöyledir. Beyin çevresindeki zardan (menengiomalar) gelişen tümörler iyi huyludur. Tam olarak çıkarılmaları ile hasta yaşamını sorunsuz idame ettirebilir. Mikrocerrahi, yaklaşım uygulanır. Ameliyat sonrası normal şartlarda ilk 24-48 saat yoğun bakım ünitesinde sonrasında da 3-5 gün serviste izlenir. Toplam 5-7 gün içinde de taburcu edilir. Sara nöbeti için gerekli uyarılar ve destek ilaç tedavisi başlanır. 1. ve 6. ay kontrolü planlanır. 1.ayda ilaçlı ya da ilaçsız BBT çekilmesi önerilir.
Diğer organlarda oluşan tümörler beyine yayılabilir. En sık akciğer kanserlerinde bu yayılım görülür ve metastaz olarak adlandırılır. Kötü huylu bir durumdur. Tutulum özelliği (tek odak/ çok odak), önemli olmakla birlikte çoğunlukla cerrahi uygulanmayabilir. Kemoterapi ve radyoterapi uygulanır.
Kaynak:
Dr.Hülagu Kaptan-Dr.Ömür Kasımcan
www.beyincerrahi.tr.gg operasyon sonrası önerilir. Oligodendrogliomlar, genellikle yavaş büyür, 25-45 yaş arasında sıklıkla görülmektedir. En sık belirtileri sara nöbetleridir. İyi huylu değerlendirilebilirler, ancak büyüme hızları ve kötü huy gelişim potansiyelleri mevcuttur.